Özbekistan Ekonomisi

özbekistanSSCB döneminde Özbekistan’da endüstrinin çoğunlukla tarıma bağlı olduğu görülür. Özellikle, SSCB öncesinde tüm işlenmiş arazi pamuk yetiştirme için ayrılmıştı. Tarıma dayalı bir endüstrinin gelişmesi için Özbekistan zorlanmıştı. Ülkede kurulan fabrikaların önemli bir bölümü, traktör, tarım makineleri, pamuk makineleri, motor, doğalgaz ve petrol aletleri ile ilgiliydi. Bunun yanında Taşkent, Buhara ve Margelon’da yiyecek endüstrisi için fabrikalar inşa edildi. Bunlara ilaveten hayvan endüstrisi de gelişmekte ve yine bazı bölgelerde kimya endüstrisi de tesis edilmektedir. Bunun yanında, halı üretiminin oldukça geliştiğini de ilave etmek gerekir.
Özbekistan genel olarak kuraklıkların yoğun yaşandığı bir ülke olmakla birlikte, topraklarının yaklaşık %10’unu kapsayan nehir yataklarından oluşan alanlarında çok miktarda sulu tarım yapılmaktadır. Sovyetler Birliği zamanında birliğin en fakir ülkesi olan Özbekistan, şimdi dünyanın beşinci en büyük pamuk üreticisi ve ikinci en büyük pamuk ihracatçısıdır. Dünyanın en kaliteli altını (%99.99) bu ülkede üretilmektedir. Bu alanda dünyanın ilk 10 üreticisi arasındadır. Aynı şekilde doğalgaz kaynakları açısından da dünyadaki ilk 10 ülke arasındadır.
Ülkenin bağımsızlığından sonra ekonomik reformlara başlanmış olmasına rağmen bu yönde kararlı adımlar ancak 1994 yılından itibaren atılmıştır. Bu adımların sonucunda Özbek ekonomisinde iyileşme gözlenmiştir ve 1996 yılında nihayet ekonomik büyüme elde edilmiştir.
Özbekistan, eski Sovyetler Birliği ülkeleri arasında 1990-1996 döneminde sınai üretimde reel artış sağlayan tek ülke olmuştur. Özbekistan, 1996 yılında ithal ikameci politika çerçevesinde döviz ve ithalat kontrolünü benimsemiştir. Özbek hükümeti tarafından uygulanan bu politika IMF tarafından eleştirilmiş ve sonuç olarak 185 milyonluk stand-by kredisi dondurulmuştur. Öte yandan, resmi döviz kuru ile piyasa döviz kuru arasındaki fark giderek açılmıştır.
Kasım 1996’da kabul edilen “Merkezleştirilmiş Döviz Meblağlarının Tüketim Malları İthalatı İçin Kullanılması Hakkında” 405 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı, “konvertasyon” ile ilgili yeni düzenlemelere yol açmıştır. Döviz işlemlerini geliştirmek, merkezleştirilmiş döviz meblağlarını daha verimli şekilde kullanmak ve Özbekistan iç pazarına düşük kaliteli malların girmesini engellemek amacıyla hazırlanan yasa, daha önceki yasalarla, özel ve tüzel şahıslara verilen Som’u dövize çevirme hakkını sağlayan düzenlemeleri iptal etmiştir.
1996 yılında kurumsal piyasa reformları, milli ekonominin büyümesinde sürükleyici rol oynamaya başlamıştır. Küçük ve orta ölçekli firmaların gelişmesiyle birlikte büyük ölçekli şirketlerin özelleştirilmesi gündeme gelmiştir. 1999-2000 yılı devlet yatırım programı çerçevesinde büyük ölçekli şirketlerin hisselerinin ihale yoluyla satılması öngörülmektedir.
Mayıs 1998 tarihinde Özbek hükümeti tarafından kabul edilen yeni “Yabancı Yatırımlar Kanunu” ile ülkeye daha fazla yatırım çekilmesi amaçlanmıştır. Bu kanuna göre yabancı sermayeli şirketler vergi istisnaları ve sermaye mallarına gümrük vergisi muafiyetinden yararlanabilmektedir.
Hükümetin diğer önemli bir önceliği küçük ve orta ölçekli işletmeleri güçlendirmektir. Nisan 1998’de Cumhurbaşkanı Kararnamesi ile yeni kurulan şirketler için tespit edilen 150 bin dolarlık asgari kuruluş sermayesi yarı yarıya indirilmiştir. Mayıs 1998’de Bakanlar Kurulu kararı ile küçük ve orta ölçekli işletmelerin kuruluş prosedürü kolaylaştırılmıştır.
Uygulanan sıkı maliye ve para politikaları sonucunda 1994 yılının ortasından itibaren enflasyon oranlarında büyük düşüş gözlenmiştir, böylece 1994 yılındaki enflasyon oranı yüzde 1568 iken 1998 yılında yüzde 29 ve 1999 yılında yüzde 29.1 düzeyinde gerçekleşmiştir.
Bütçe açığı 1995’te GSYİH’nın yüzde 3.5’i iken 1999 yılında yüzde 2.6 düzeyinde gerçekleşmiştir. Bir taraftan devlet harcamaları kısılmış, diğer taraftan gelirler arttırılarak bütçe açıkları kontrol altına alınmıştır. Özellikle vergi gelirlerinin arttırılması konusunda KDV en önemli gelir kaynağı olmuştur.
Özbekistan’ın bağımsızlığa kavuşmasıyla birlikte uygulanmaya konulan hükümet politikalarının temel amacı, Pazar ekonomisine geçişi sağlayacak bir yeniden yapılanma sürecinin başlatılması ve bu süreçte ortak yatırım imkanlarının yaratılması ile ülke ekonomisinin yabancı sermaye açısından cazip kılınmaya çalışılmasıdır.
Ülkede piyasa ekonomisinin yerleştirilmesini sağlamak ve geçiş sürecini hızlandırmak amacına yönelik pek çok yasal düzenleme ve reform gerçekleştirilmiştir. Bu çerçevede Özbekistan Cumhuriyeti Devlet Vergi Komitesi, Özelleştirme Komitesi, Değerli Metal, Bilim ve Teknoloji Komiteleri, Dış İktisadi İlişkiler Milli Bankası kurulmuştur. Uygulamaya konulan politikalar kısa süre içinde olumlu sonuçlar vermeye başlamıştır.
Özbekistan’ın Devlet Başkanı İslam Kerimov tarafından formüle edilen Özbekistan’ın ekonomik politikasının en belirgin özelliği ithal ikâmesi stratejisidir. Özbekistan yönetimi, ihracata dayalı olarak ekonomiyi büyütmek istediğini zaman zaman belirtse de, şimdiye kadar ihracatı geliştirmeye değil, ithal ikâmesine vurgu yapmıştır. Özbekistan’ın belirlediği öncelikli sektörler, özellikleri bakımından, büyük ölçüde ithal ikâmeci politikalar kapsamına girmekte, bunlardan sadece bazıları daha sonra ihracata dönük sanayileşme özelliğine sahip olabilmektedir.
IMF, Özbekistan’ın 1996 yılının sonunda ithal ikâme stratejileri izlemeye başladığını belirtse de,44 Özbekistan ithal ikâmesi politikalarını bağımsızlıktan bu yana izlemektedir. 1995 yılında yayınlanan İslam Kerimov’un kitabında Özbekistan’ın ithal ikâmesi stratejisi ortaya konmuş ve bu strateji öncelikli sektörler çerçevesinde ele alınmıştır. Ülkenin öncelikli sektörler konusundaki stratejisi İslam Kerimov’un kendi kitabında belirttiği görüşleri doğrultusunda şekillenmiştir. Buna göre; özellikle geçiş ekonomisinde öncelikli sektörler belirlenip devletçe desteklenerek ekonominin yapısal değişimi konusunda sürekli ve tutarlı bir politika izlenmelidir.
Geçiş ekonomilerinde gerçek piyasa şartları olmadığı için, öncelikli sektörlerin seçimi ve desteklenmesi gereklidir. Bundan başka Kerimov, öncelikli sektörlerin gelişimini makroekonomik istikrarla ilişkilendirmektedir. Parasal yöntemlere itibar etmeyen Kerimov’a göre, makroekonomik istikrarı esas sağlayacak olan reel değişkenlerdir. Buna göre, öncelikli sektörlerde üretim arttıkça, sektörler geliştikçe, bu, ekonomideki diğer üretim kollarını etkileyecek, istihdamı ve geliri arttıracak, bunun sonucunda de ekonominin reel sektörü düzelme yoluna girecek ve makroekonomi istikrar kazanacaktır.
Özbekistan’ın öncelikli sektörleri olarak enerji, gıda, makine-teçhizat, kimya, metalurji ve tekstil sektörleri seçilmiştir. Bunların seçimi, daha çok, Özbekistan’ın kendi kendine yeterliliğinin sağlanmasına yöneliktir. Bu sektörlerin seçimiyle, ileride ihracata yönelik üretim yapmak değil, esas olarak ülkenin ithal ettiği malları ikâme etmek amaçlanmıştır. Bu yüzden her ne kadar, Özbekistan iktisatçıları ihracata yönelik büyümenin faydalarından ve Özbekistan’ın bu yolu izlemeye istekli olduğundan bahsetseler de, aslında Özbekistan yönetiminin uyguladığı stratejilerin amacı, daha çok ithal ikâmesi yoluyla sanayileşmektir.
İthal ikâmeci politikalar, Özbekistan’da alınan bütün ekonomik kararları belirlemektedir. Aslında, Özbekistan’da reformların yavaş yapılması ve Batılı ülkeler tarafından muhafazakar olarak nitelendirilmesi de, bu politikalar nedeniyledir. Özbekistan, bağımsızlığın ilk yıllarında zaten çok düşük olan sanayileşme düzeyini korumaya ve geliştirmeye çalışmaktadır. Diğer taraftan yönetim tarafından hedef olarak belirlenen “sosyal piyasa ekonomisi” gereği Özbekistan, hem istihdamı sağlamaya hem de büyümeye çalışmaktadır. Özbekistan yönetimi; geçiş, gelişme ve büyüme sürecinde baş aktör olarak devleti belirlediği için, Batılı iktisatçıların önerilerine sıcak bakmamaktadırlar. Devlet ekonomiden elini çekmek için acele etmemektedir. Bu yüzden özelleştirme, serbestleştirme ve yapısal reformlar yavaş gelişmektedir.
Yukarıda değinildiği gibi, kendi büyüme modelini uygulamaya çalışan Özbekistan yönetimi, bu süreçte ilk rolü devlete ayırmıştır. İslam Kerimov’un ifadesiyle “devlet baş reformcu olmalıdır”. Devlet, kendisini ekonominin bütün alanlarında hissettirmektedir. Güney-doğu Asya ve Çin örneğinden etkilenen Özbekistan, bu ülkelerin başarılarını tekrarlamasa bile, tecrübelerinden faydalanmaya çalışmaktadır.

Tarım


Orta Asya cumhuriyetleri arasında en sulu arazilerden birisi (40 bin km2’lik bir alan) Özbekistan’da bulunmaktadır. En iyi pamuk, Amu Derya, Siri derya, Karsi ve Tirmiz nehirlerinden gelen sularla beslenen arazilerde yetiştirilmektedir ve “Beyaz Altın” olarak adlandırılmaktadır.
19. yüzyılın ikinci yarısında, Türkistan’da yetiştirilen kaliteli pamuk, bu ülkelerin Ruslar tarafından istila edilmesinde önemli bir rol oynamıştır. Bugün, pamuğun yetiştiği tarım arazisi 30 milyon hektarın üzerindedir. Yıllık pamuk üretimi ise 10 milyon tonu geçmektedir. Bu durumu ile Özbekistan, pamuk üreticisi ülkeler arasında başı çekmektedir. Pamuğun dörtte üçü ihraç edilmekte, kalan diğer bölümü ise ülkede işlenmektedir.
Diğer Orta Asya cumhuriyetlerinde olduğu gibi Özbekistan’da da besicilik önemli bir iş koludur. Bugün, 8 milyon koyunun yarısından fazlasını, yünleri çok değerli olan “karakul” koyunları teşkil etmektedir. Bu yünün önemli bir kısmı ihraç edilmektedir. Koyunun yanısıra ülkede 3 milyondan fazla sığır, yaklaşık 1 milyon keçi ve Hıristiyan nüfus için ise 4 yüz bin domuz beslenmektedir.
İslam Kerimov’un Özbekistan’ın başta ulaşması gereken hedeflerinden biri olarak gıdada kendi kendini yeterliliği göstermiştir. Bu amaç için önce buğdayda kendi kendine yeterliliğe ulaşılması planlanmıştır. Özbekistan’da bu konunun hayati önem taşıdığına inanılmaktadır. Özbekistan, hava şartlarına göre fiyatı değişebilen buğdaya bağımlı olmak istememektedir.
Özbekistan, önce Çarlık Rusyası, daha sonra ise Sovyetler Birliği tarafından pamuk cumhuriyetine dönüştürülmüştür. Bu yıllar içeresinde, Kazakistan dışında diğer Orta Asya cumhuriyetleri gibi, Özbekistan da dışarıdan gelen buğdaya muhtaç olmuştur. Şüphesiz, buğday stratejik bir üründür. Her ülke buğday üretiminde kendi kendine yeterli olmayı istemektedir.
Özbekistan da bunlardan birisidir. Üstelik İslam Kerimov’un özellikleri ve Özbekistan’ın Orta Asya’da lider olma arzusu dikkate alınırsa, buğdayda kendi kendine yeterli olma arzusunun Özbekistan için neden bu kadar önemli hale geldiği anlaşılmaktadır.
Buğdayda kendi kendine yeterliliğine ulaşma isteğine temel getirmek için Özbekistan, şu faktörleri göstermektedir:
- Tarımdaki aşırı pamuk uzmanlaşmasının ortadan kaldırılması,
- Buğday ihracatçı ülkeler tarafından uygulanabilecek muhtemel siyasi baskı tehlikesinin ortadan kaldırılması,
- Halka güvenin verilmesi ve ülkedeki sosyo-ekonomik durumunun düzeltilmesi,
- Buğday fiyatının hava şartlarına bağımlı olma özelliğinin ülkedeki ekonomik istikrarı zedeleyebilmesi,
- Özbekistan’ın temel ihraç ürünü olan pamuğun da hava şartlarına bağımlı olması ve dolayısıyla buğday alımı için ayrılacak dövizin de hava şartları kötü giderse azalma ihtimalinin olması,
- Son yıllarda pamuk ihracatının ulaşım masrafları yüzünden zorlaşması.

Açıktır ki, Özbekistan’ın ulaşmaya çalıştığı buğdayda kendi kendine yeterlilik, ithal ikâmeci yöntemlerin kullanımını gerektirmiştir. Buğdayda kendi kendine yeterliliğe ulaşmak çok masraflı bir uğraş olmakla birlikte, pamuk ekiminden buğday ekimine geçmenin teknik olarak zor olduğu da ispatlanmıştır.
Üstelik Özbekistan şartlarında bu daha da zordur. Bunun nedeni, Özbekistan’da tarım yapılabilecek alanın son derece sınırlı olmasıdır. 447.000 km2 toprağa sahip olan Özbekistan’ın 3/4’ünü bozkır, çöl ve yarı çöller oluşturmaktadır. Ekilebilir alan, toprakların %9’udur.
Bilindiği gibi pamuk, Özbekistan’ın başlıca ihraç maddesidir. Üstelik, bazı araştırmalara göre, diğer geçiş ekonomilerine nazaran Özbekistan ekonomisinin daha az küçülmesi pamuk sayesinde olmuştur. Özbekistan, ihracat ürününün azaltılması pahasına da olsa, buğdayın ithal ikâmesini gerçekleştirmeye kararlıydı.
Üstelik kayıplar sadece bununla da sınırlı değildir. Dışarıdan daha ucuz fiyattan buğday alınabileceği halde, yurtiçinde buğday yetiştirmek de masrafları arttırmaktadır. Üstelik pamuk, toprağı yoran bir mono kültürdür. Daha önce pamuğun ekildiği bir alanda buğday ekilirse verimliliğin yüksek olması oldukça zordur. Açıktır ki, en azından ilk başta ithalat fiyatı Özbekistan’da buğday üretme maliyetinden daha fazla olmuştur. Dolayısıyla bu araştırmanın sonuçları tartışılır niteliktedir.
Tablo 10’da Özbekistan’ın bağımsızlık yıllarında buğday ekimi için ayrılan toprakların giderek arttığı görülmektedir. Böylece 1991 yılında buğday ekimi için ayrılan toprakların toplam alanı 0,49 milyon hektar iken, 1997 yılında bu alanın 1,47 milyon hektara ulaştığı görülmektedir. Tablodan artışın pamuk topraklarının indirilmesi yoluyla yapıldığı görülmektedir. Tablo 10’dan 1991-1997 yılları arasında buğday üretiminin önemli ölçüde arttığı görülmektedir.
Böylece 1991 yılında 0,61 milyon ton olan buğday üretimi 1997 yılında 3,07 milyon ton olmuştur. Buğday üretimi artarken, buğday verimliliğinin de arttığı tablodan görülebilir. Yani 1991 yılında buğday verimliliği 1,25 ton/hektar iken, 1997 yılında bu rakam 2,09 ton/hektara ulaşmıştır. Batılı iktisatçılar ve uluslararası kuruluşlar tarafından Özbekistan’ın yürüttüğü buğdayı ikâme etme politikası eleştirilmektedir. Bu politikanın çok masraflı olduğu, zaten ithal ikâmesi politikalarının artık eskimiş oldukları, geçmişte bunun çok acı örneklerinin yaşandığını ve Özbekistan’ın bu politikayla başarıya ulaşmayacağını belirtmektedirler.

Madencilik ve Enerji


Özbekistan, hammadde yönünden oldukçe zengin ve çeşitli rezervlere sahip olan bir ülkedir. Son zamanlarda yapılan bir araştırmaya göre, Özbekistan’da büyük miktarlarda petrol ve doğalgazın da varlığı tespit edilmiştir.54 Özbekistan, bunları çıkarmaya da başlamış bulunmaktadır. Ayrıca Zerefşan vadisinin Muruntov bölgesinde zengin altın madenlerinin olduğu tespit edilmiştir. Ekonomisi, Kazakistan’dan sonra Orta Asya’nın en gelişmiş ikinci ekonomisi durumundadır.
Özbekistan’ın öncelikli sektörleri arasında enerji sektörü de vardır. Özbekistan’da 86 petrol ve gaz yatağı bulunmuştur. 63 petrol yatağı halen çalışmaktadır. En büyük petrol yatakları Fergana ve Surhanderya bölgelerinde bulunmaktadır. Özbekistan’ın gaz rezervleri, petrol rezervlerinden daha fazladır. Gaz rezervleri 66 trilyon metre küp olarak ölçülmüştür. Gaz rezervlerinin %90’ı Buhara ve Hive şehirlerinin yakınlarında bulunmaktadır.
Özbekistan Devlet Başkanı Kerimov için Özbekistan’ın enerjide kendi kendine yeterliliğine ulaşması en önemli önceliklerden birisidir. Nitekim, Özbekistan’da bağımsızlıktan bu yana bu yönde önemli adımlar atılmıştır. Hayat geçirilmeye çalışılan enerjide kendi kendine yeterlilik stratejisi sonucunda Özbekistan, enerji ithalatçısından net enerji ihracatçısı konumuna ulaşmıştır.
Enerjide kendi kendine yeterliliğe ulaşmak amacıyla Özbekistan Devleti halen enerji sektörünün tamamını elinde tutmaktadır. Enerji ekipmanının alımı, döviz kuru politikasıyla sübvanse edilmiştir. Bunun dışında enerji sektörü, bağımsızlıktan bu yana devletin doğrudan en çok yatırım yaptığı sektörlerden birisidir.
Özbekistan’da doğalgaz ve petrol kaynakları bulunmaktadır. Bu kaynaklar Kazakistan ve Türkmenistan’ın sahip olduğu kaynaklardan daha az olsa da, bağımsızlıktan bu yana doğalgaz ve petrol üretimini arttıran Özbekistan, enerjide kendi kendine yeterliliğe ulaşmıştır. Tablodan 10’dan anlaşıldığı gibi, bağımsızlıktan bu yana giderek doğalgaz ve petrol üretimini arttıran Özbekistan, ilk başta petrol ithal ederken, 1997 yılından itibaren hem petrol ithalatı ihtiyacını sıfırlamış hem de petrol ihracatını ikiye katlamıştır.
1993-1995 yılları arasında ham petrol üretiminin hızla arttığı görülmektedir. 1993 yılında geçen yıla göre yaklaşık %20 artan petrol üretimi, 1994 ve 1995 yılında geçen yıla göre yaklaşık %40 artmıştır. Bunun sonucunda 1995’ten itibaren Özbekistan’ın artık net petrol ihracatçısı olmaya başladığı görülmektedir. Nitekim 1995 yılında petrol ihracatı 500 bin ton oluşturmuştur. Bunu takip eden yıllarda petrol ihracatı her yıl 1 milyon ton civarında olmuştur.
Enerjide kendi kendine yeterlilik stratejisi çerçevesinde, Buhara şehrinde yeni bir rafineri kurulmuş ve Fergana şehrindeki rafineri onarılmıştır. Son üç yıl içinde Özbekistan rafinerileri daha önce diğer eski Sovyet ülkelerinden ithal edilen 15 çeşit petrol ürününü üretmeye başlamışlardır. Şurtan’da yeni bir büyük tesisin yapılmasına. Bu tesis polietilen üretecek olan büyük ölçekli bir fabrikadır. Fabrikadan büyük performans beklenmektedir. Bu proje ABD, İtalya ve Japonya şirketleriyle ortak olarak yürütülmektedir.
Bunun dışında petrol yataklarından rafinerilere giden boru hatlarının yapımına da başlanmıştır. Doğal gaz boru hatlarına gelince, ülke gelişmiş ve kapsamlı gaz boru hatlarına sahiptir ve bu boru hatları komşu devletlere kadar uzanmaktadır. Güney Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan, Özbek doğalgazıyla beslenmektedir. Mevcut boru hatları dışında da üç istikâmette yeni borular eklenmiştir.
Başlangıçta, Özbekistan’ın enerjide kendi kendine yeterlilik projesi dışarıdan tepki görmüştür. Bu yatırımların kârlı olmadığı gerekçesiyle eleştiriler yapılmıştır. Fakat, daha sonra enerjide kendi kendine yeterlilik Özbekistan’ın diğer eski sosyalist ülkeler nazaran neden daha az üretim düşmesini yaşadığı sorusunun cevaplarından birisi olarak kullanılmıştır. Özbekistan’ın üretim performansını araştıran çalışmalarda, enerjide kendi kendine yeterlilik Özbekistan’ın nispeten iyi performans göstermesinin nedenlerinden birisi olarak gösterilmiştir.
Özbekistan, enerjide kendi kendine yeterliliğe ulaşmıştır, fakat enerji ile ilgili politikaları devam etmektedir. Enerji fiyatlarını kullanarak Özbekistan Devleti, tüketicileri sübvanse etmektedir. Bu sübvansiyonlar, ilan ettiği “sosyal piyasa ekonomisi” amaçlarına hizmet etmektedir.

Sanayi


Özbekistan Cumhuriyeti’nde sanayi sektörü, diğer Orta Asya cumhuriyetlerine göre daha gelişmiştir. Bu ülkede kurulu sanayi dalları; ağır sanayi, hafif sanayi ve gıda sanayiinden oluşmaktadır. Yakıt, enerji, metalurji, makine, kimya, orman ürünleri ve yapı malzemeleri sanayileri ağır sanayii oluşturmaktadır.60
Hafif sanayi; Dokumacılık, dikiş, deri-kürk, ayakkabı ve gıda sanayini içermektedir. Günümüzde hafif sanayi Özbekistan’ın sanayi üretiminin %35’ini oluşturmaktadır. Endüstriyel üretim büyük ölçüde tarımsal hammadde işlenmesine bağlı olup, çok sayıda sebze, meyve, balık ve hayvan ürünleri işleme tesisi vardır. Bunun yanı sıra, direkt veya dolaylı olarak tarımla ilişkili biçer-döver, tekstil makineleri gibi makine üretimi de sanayide önemli bir yer tutmaktadır. Ham pamuk üretiminin %12’si, koyun derisi %20’si ve ipek üretiminin %60’ı yöresel olarak işlenebilmektedir. Hafif sanayi dalında ise, pamuklu ve ipekli kumaş, makine halısı, sebze, meyve, balık ve havyar üretme ve işleme tesisleri faaliyet göstermektedir. Özbekistan Orta Asya’nın en önemli makine ve ağır donanım üreticisi olup, kimya sanayii tesisleri Navoi, Hokant, Namangan ve Andijanda bulunmaktadır.
Özbekistanda bağımsızlığın ilk yıllarındaki sanayileşme düzeyi düşük olduğu için, Özbekistanın ithal ikâmesi stratejisi daha çok yeni tesislerin kurulmasına yöneliktir. Özbekistan, doğrudan kamu yatırımları ve yabancı yatırımları da kullanarak sanayileşmeye çalışmaktadır. Bu çerçevede bir çok yeni tesis kurulmuştur. En önemli yatırımlar enerji sektöründe yapılmıştır. Sanayi alt sektörleri içerisinde enerji sektöründen sonra en çok yatırım alan sektörler; metalurji, ulaşım, iletişim ve hafif sanayidir.
Özbekistan’da sabit döviz kuru sayesinde sanayi teşvik edilmektedir. Özbekistan’ın enerjide kendi kendine yeterlilik amacının yanı sıra, diğer bir amacı da imalat sanayiini geliştirmektir. Bu doğrultuda, dayanıklı tüketim mallarının üretiminin geliştirilmesine, ülkeye yeni teknolojilerin girmesine de önem verilmektedir.
İthal ikâmesi stratejisi çerçevesinde en çok ayrılan sektörler; yakıt-enerji sektörü, makine yapımı sektörü ve kısmen metalurjidir. Döviz kuru sisteminin sayesinde sanayiye ucuz sermaye malları sağlanmaktadır.
Özbekistan hükümetinin stratejisinde sanayileşme açısından yabancı yatırımları çekmek önemli bir yer almaktadır. Öncelik verilen sektörler ve konular şunlardır:
- Tüketim malları üretimi, tekstil ve hafif sanayinin geliştirilmesi,
- Tarımsal malların ve hammaddelerin işlenmesi,
- Çağdaş telekomünikasyon sisteminin kurulması, ulaştırma projelerinin gerçekleştirilmesi,
- Çevreyi korumaya yönelik yatırımlar,
- Petrol ve doğalgaz üretim ve işlenmesi, enerji dağıtım şebekesinin modernizasyonu,
- İlaç, tıbbi teçhizat üretimi,
- Turizm
- Ar-Ge yatırımları.

Ülkedeki en büyük yabancı yatırım, Daewoo’nun Fergana’daki otomotiv yatırımıdır. Buradaki toplam yatırım miktarı, 700 milyon dolardır. Bunun yanı sıra Koç Holding, Özbek ortağı Uzavtoprom ile Semerkand’da otobüs fabrikasını tamamlamıştır. Özbekistan’da 1993 yılında daha önce hiç üretilmeyen arabalar, 1994’te üretilmeye başlamış ve araba üretimi yıldan yıla artmıştır. 1997 yılında üretilen araba sayısı 64.908’e ulaşmıştır.
Tekstil sektörü de öncelikli sektörlerden biridir. Bu sektörün geliştirilmesi ve üretilen pamuk ve elde edilen ipeğin ülke içinde işlenmesi temel hedeftir. Pamuk işleme tesislerinin inşasına ve ipek ürünleri üretiminin arttırılmasına öncelik verilmektedir. Bu ürünlerin hammaddesinin temel üreticisi olan Özbekistan, nihai malları ithal etmek zorunda kalmaktadır. Örneğin yıllık 1,5 milyon ton pamuk ipliği üretiminin sadece %15’i ülke içinde değerlendirilmektedir. Rusya krizinin olduğu 1998 yılı dışında tutulursa, bağımsızlık yıllarında pamuklu giyeceklerin üretimi azalmakla beraber yaklaşık olarak aynı kalmıştır.
Bu performans, diğer geçiş ekonomisine sahip ülkelere göre çok iyidir. Diğer tekstil ürünlerinin üretiminin ise düştüğü görülmektedir, yani pamuk giyiminde ulaşılan performansa diğer tekstil kollarında ulaşılamamıştır. Yine de onlardaki düşüşler geçiş ekonomisi standartlarına göre iyi sayılabilir.
Yüksek teknolojili üretimin geliştirilmesi kapsamında elektronik malların üretimine yatırım yapılmıştır. 1993-1998 yılları arasında televizyon ve video gibi malların üretimi önemli ölçüde artmıştır. 1993 yılında 16.378 televizyon ve 6.505 video üreten Özbekistan, 1997 yılında 268.450 adet televizyon ve 140.567 adet video üretmiştir.
Şu anda Özbekistan’da sanayileşme politikası devam etmektedir. Bu çerçevede büyük altyapı çalışmaları ve büyük tesislerin yapımına da devam edilmektedir. Yurtiçi tüketime yönelik üretim, sonuçta yurtiçi piyasa ile sınırlıdır. Özbekistan daha fazla serbestleştiği zaman, bu sanayi yapısı en azından Orta Asya ve BDT ülkelerine sınai ihracatı yapabilmesi için bir dayanak olabilir. Fakat bunun için üretilen malların rekabet edebilir nitelikte olması gerekmektedir.

Para ve Bankacılık


Özbekistan’da para politikası öncelikli sektörler kredi tahsisinin kontrolünü idame ettirecek unsurlara göre ve gayri resmi kredi piyasalarının oluşumunu ve vergi yolsuzluklarını önleyici hususlar dikkate alınarak yapılandırılmıştır. 1994 yılında IMF ile yapılan anlaşmada hükümet sıkı para politikası uygulamayı kabul etmiş ancak bunu hiçbir zaman uygulamamıştır.
1998’deki Rusya krizinin de etkisiyle 1998 ve 1999 yıllarında ülkede genişleyici para politikaları uygulanmıştır. Buna rağmen, resmi verilere göre enflasyonda çok aşırı bir yükselme olmamıştır. Nakit para dönüşümündeki sınırlama ve gelirin belli bir oranını bankada tutma gibi enflasyonu engellemek için düşünülmüş olan önlemler bir yandan da çok ciddi bir karaborsa oluşumuna sebep olmuştur
Özbekistan’ın ulusal para birimi Sum’un değeri önceleri Özbekistan Milli Bankası (NBU) nezdinde haftada iki defa gerçekleştirilen ve lisanslı ticari bankalar ile döviz bürolarının katıldığı ihalelerle belirlenmekteydi. Haziran 1998 itibariyle bu uygulamasına son veren NBU, Sum’un dolara karşı değerini bankalar arası döviz piyasasında gerçekleşen işlemlerin ağırlıklı ortalamasını alarak tespit etmektedir.
1998 yılındaki ödemeler dengesi açıklarının da baskısıyla Merkez Bankası döviz tahsis işlemlerini daha da zorlaştırarak bu işlemi ticari bankalar kanalıyla gerçekleştirmeye başlamıştır. Bu bir bakıma ticari bankaları sübvanse ve mali yapılarını güçlendirme aracı olarak da kullanılmaktadır.
Devlet resmi kurları, sermaye mallarının ithalini kolaylaştırmak amacıyla da düşük tutmaktadır. 2000 yılı ortalarında resmi kurla karaborsa/özel kesim kur arasındaki makas %400’ler düzeyi kadar açılmıştır.
Özbekistan’da 35 adet ticari banka bulunmaktadır. Bunlardan çoğu devlet mülkiyetindedir. 1992 yılında Özbekistan Merkez Bankası kurulmuştur. Devlet mülkiyetindeki Özbekistan Milli Bankası (NBU) ise Özbekistan’ın en büyük bankasıdır. Özbekistan’daki bankaların hepsi döviz işlemleri yapmaya yetkilidirler. Özbekistan’daki tüm döviz işlemlerinin %90’ından fazlası NBU aracılığıyla yapılmaktadır.
Bankaların çoğu sektörel bazda uzmanlaşmakta ve bunların verdikleri kredilerin çoğu devletin sahip olduğu teşebbüslere gitmektedir. Bankaların çoğu devlet mülkiyetinde olduğundan ticari bankaların çoğu Sovyetler Birliği dönemlerinde olduğu gibi, ticaret ve ücret kanunlarını uygulamaya zorlamak açısından devletin ajanı gibi davranmaktadır. Örneğin şirketler, vergilerini takip etmek açısından devlete kolaylık sağlayan bir uygulamayla, sadece bir banka hesabına sahip olabilmektedirler.
Sovyetler Birliği dağıldığı zaman, Özbekistan’daki bankacılık sistemi de bozulmuştur. Özbekistan’da bankacılık sistemi yetersiz ve bankacılık sistemine halk tarafından duyulan güven zayıftır. Yerel para birimi olan Som cinsinden olan banka mevduatları ülke GSYİH’sinin sadece %6’sını oluşturmaktadır. Bu mevduatlara uygulanan faiz oranları çoğunlukla reel bazda negatif olmaktadır. Ülkede icra iflas yasası bulunmadığından dolayı, bankalar kredi açmaktan kaçınmaktadırlar.
Merkez Bankası dolaşımdaki para miktarını kontrol amacıyla, maaşlar ve yolculuk ücretleri hariç hemen tüm işlemlerin nakit yerine banka transferleriyle gerçekleştirilmesini zorunlu tutmaktadır. Bu politikanın sonucu olarak günlük bankacılık işlemleri bile zor ve zaman alıcı hale gelmektedir. Bankalar arası transferlerin “kliring” süresi birkaç günden birkaç aya kadar değişebilmektedir. Bunun sonucu olarak bankalar arası transferlerle alınan malın fiyatı, Som fiyatının üç katına kadar çıkabilmektedir.
Özbekistan’da, 1992 yılından itibaren Batı tipi bankacılık sistemi kurulması yönünde adımlar atılmaktadır. Dünya Bankası’nın da yardımı ile hazırlanan düzenlemeler sonucu sermaye yeterliliği ve likidite standartları konulmuştur.
1999 yılının başında, yerli sermayeli bankaların, kayıtlı sermayelerine alt sınır koyan “Bankacılık Sistemi Reformunun Devamı İçin Tedbirler” adlı bir kararname yayınlamıştır. Buna göre bankalar, 1 Ocak 2000 tarihi itibarıyla belirlenen kayıtlı sermaye alt sınırlarına uymak zorundadırlar. Bankaların denetim yaptırması zorunlu hale getirilmiştir. Hükümet ayrıca, devlet bankaları dışındaki bankaların başka bankaların hisse senetlerini satın almamaları ve sahip olduklarını 1 Ocak 2000’e kadar elden çıkarmaları kararı almıştır.
Bu hisselerin yabancı yatırımcılara satılması hedeflenmektedir. Bunlara ilaveten, tüzel kişilere 1 Haziran 1999 tarihinden itibaren çeşitli Özbekistan bankalarında hesap açma imkanı verilmiştir.

Dış Ticaret


Özbekistan’ın 1995 ve 1996 yıllarında yaşamış olduğu ithalat-ihracat denge problemleri devleti para ve döviz piyasalarında sıkı önlemler almaya yönelttiği gibi, ithalat ve ihracat konularında da değişik yöntemlerle dengeyi korumaya zorluyor.
Denge koruyucu önlemlerin en önemlilerinden biri, ithalat için para transferinin ciddi kontrol ve kayıtlardan geçme mecburiyetidir. İthal edilen mal ve hizmetler için döviz ihtiyacı devletin kontrolünde karşılamak zorunluluğu getirilmiştir.
Bir diğer yöntem de ithalat ve ihracatta öncelikli mallar; eğer ithalat yeniden ihracat için ya da üretim için yapılıyorsa bu bir tercih ve öncelik sebebi olarak kabul edilmekte ve öncelikler tanınmaktadır.
Kotalar ya da geçiş ücretleri uluslararası piyasalardan pek de farklı değil fakat problem gümrük komitesinden mal kontrolünden ya da uluslararası sertifikaların kabul edilmeyişinden kaynaklanıyor. Mesela Özbekistan hala ISO-9000 standardını kabul etmediğinden kendi yöntem ve sistemiyle ithalatçılara çok problem çıkarabiliyor.
Sayılan önlemler ve problem olarak nitelediğimiz durum elbette üstesinden gelinebilecek bir işlem ve yatırımcıyı tümden vazgeçirmemesi gereken şartlardır. Eğer Özbekistan’da üretmek ya da oradan ihraç yapmak istemiyor, özellikle oraya tüketim malzemesi satmak istiyorsanız çeşitli şekillerde problemlerle karşılaşılacaktır.
Özbekistan, enflasyonu baskı altında tutmak yani Orta Asya’da en büyük tüketim pazarı olarak görülen ülkesinde tüketimin patlamasını engellemek için dövizi ve nakit parayı kontrol etmek yönünde politikalar izlemektedir. Bunun sonucu olarak ihracattan elde edilen gelirin belli bir oranının (%50, 1999) devletin belirlediği bankalarda, devletin belirlediği kur oranıyla Sum olarak tutmak zorunda.
Gerçek piyasadaki kur oranıyla banka kur oranı 1/3 düzeyinde değişim gösterebildiği piyasada ihracatçılar da dünya pazarının rekabetçi ortamında fiyatlarını arttırmak zorunda kalmaktadırlar.
Dış ticaret rejiminin liberalleştirilmesi, 1994 yılında başlamış ve gümrük vergilerinde basitleştirilmeye gidilmiştir. İhracat kotası ve lisansına tâbi olan ürünlerin sayısı 70’ten 4’e indirilmiş, ancak pamuk ve doğalgaz sınırlamaya tâbi mallar arasında kalmıştır. 1995 yılında bazı ürünlerini ihracat vergileri de azaltılmış veya kaldırılmıştır.
Dış ticaretin ağırlıklı kısmı devlete ait dış ticaret şirketleri tarafından yapılmaktadır. 1 Nisan 1996’dan itibaren geçerli olmak üzere “İhracata Yönelik Üretim Yapan Şirketlerin Teşvik Edilmesine İlişkin Kararname” yürürlüğe girmiştir.
Buna göre üretiminin en az yüzde 50’sini ihraç eden işletmelerin, gelir vergilerinde yüzde 30 ve üzerinde indirim, üretiminin yüzde 40-50’sini ihraç eden işletmelerin, vergi gelirlerinin yüzde 20 ve 30 arasında ve üretiminin yüzde 20-40 arasında ihracat yapan işletmeler de yüzde 5-10 arasında vergi indirimi öngörülmektedir.
Ayrıca ihracat yapan işletmeler ihraç ürünlerinin üretiminde kullanılan girdilerin KDV’sinden muaf tutulacaktır. Kararname, hammadde ve buna dayalı ürünlerin ihracatını yapan firmaları kapsamamaktadır. Pamuk ve petrol ile ürünleri kararnamenin kapsamı dışındadır.
1997 yılında Özbekistan, Rusya’nın ulaşım ağı sistemi üzerinden ihracatı sınırlayarak, Türkmenistan, Azerbaycan ve Gürcistan üzerinden ihracatı arttırmaya çalışmıştır. Söz konusu hat, Rusya üzerinden geçen hattan bin kilometre daha kısa olmasının yanı sıra, koridorun geçtiği ülkeler kendi aralarında imzaladıkları anlaşmalar ile ulaşım tarifelerinde yüzde 50’lik indirim tanıma ve limanlarda ayrıcalıklı bir rejim uygulamayı taahhüt etmiştir.
1998 yılında ihracatta önemli bir düşüş meydana gelmiştir. Dış Ekonomik İlişkiler Bakanlığı’nın yaptığı açıklamada ihracat tutarı 1997’de 3.066 milyon dolar iken 1998 yılında yüzde 22,4’lük düşüşle 2.378 milyon dolar olmuştur. Bunun en önemli nedeni Özbekistan’ın başlıca ihracat ürünleri olan pamuk ve altının toplam ihracat değerlerinin düşmesidir. Hükümetin ithalatı sınırlayıcı çalışmaları sonucunda ithalat tutarı 1998 yılında yüzde 32,9’luk düşüşle 2.312 milyon dolar olmuştur.
IMF ödemeler dengesi raporunda, 1997 yılında pamuk ihracatının toplam ihracatın yüzde 37,6’sını oluşturduğu belirtilmiştir. Özbek hükümetinin açıklamasına göre ise 1998 yılının ilk yarısında pamuk ihracatı yüzde 21,1’lik paya sahip olmuştur. Yine IMF’in raporuna göre altın ihracatı 1997 yılında toplam ihracatın yüzde 20’sini oluşturmuştur. Hükümet raporlarına göre 1998’in ilk yarısında makine ve teçhizat ihracatı toplam ihracatın yüzde 31,1’dir. İthalatta görülen düşme ise Özbekistan’ın en önemli ithal maddesi yiyecek ve hammaddenin ithalatında miktar ve fiyat düşüşünden kaynaklanmaktadır.
Hükümet raporlarına göre gıda ithalatı toplam ithalatın yüzde 17,4’ünü oluşturmaktadır. Hükümetin hedeflediği yüksek ekonomik büyüme çerçevesinde 1998’in ilk yarısında makine ve teçhizat ithalatı toplam ithalatın yüzde 46,4’nü oluşturmuştur. Rus rublesinin çöküşüyle Özbekistan ucuz Rus mallarının akınıyla karşılaşmıştır. 1998’in ilk yarısında toplam ihracatın yüzde 16,3 Rusya’ya, toplam ithalatın 18,5’ü ise Rusya’dan yapılmıştır. Ancak hükümet yılın ikinci yarısında Rusya’dan ithalatı azaltma yolunda çalışmalara başlamıştır.
4 Eylül’de yayınlanan kararname ile ana tüketim maddelerinin satıldığı umuma açık pazarların büyük bölümü kapatılmıştır, 10 Eylül’de yürürlüğe giren kararnameyle de kalite ve hijyen konusunda standartlar konulmuştur. Ancak belli izinler çerçevesinde un, şeker, margarin ve sebze yağları, pastörize süt, bebek maması, alkollü ve alkolsüz içkiler bu pazarlarda satılabilmektedir.
Özbekistan dış ticaretinde sürekli olarak açık veren bir ülkedir. 1995-1999 yılları arasında cari işlemler dengesi daima negatif olmuştur. Ayrıca cari işlemler dengesinde yıllara göre çok büyük dengesizlikler meydana gelebilmektedir.1995 yılında 21 milyon dolar olan cari işlemler açığı 1996 yılında çok büyük bir artışla 980 milyon dolar olmuştur. Daha sonraki yıllardada çok büyük sapmalar gösteren hesap 1999 yılında 265 milyon dolar açıkla kapanmıştır.