Ülkenin en eski kentlerinden biri, güneydeki Termiz’dir. Bugün, Afganistan sınırını oluşturan Ceyhun’un (Amu Derya) kıyısında kurulu olan bu kent, tarihte güneydeki Kabil ve Delhi’ye erişen yolun başlangıcı olagelmiştir. Bugünkü Termiz’e yakın bir yere Büyük İskender tarafından M.S. 329’da bir kent kurulmuş, Termiz’in kendisiyse M.S. 1220’de Cengiz Han tarafından yağma edilmiştir. Kent, eski İpek Yolu’nun önemli uğraklarından biriydi.
Özbekistan’ın diğer iki önemli tarihi şehri, Semerkand ile Buhara’dır. Orta Asya’nın en eski kentlerinden biri olan Semerkand’ın kuruluşu M.Ö. 400 yılına kadar (adı Marakanda) uzanır. Semerkand, Zerafşan Irmağı’nın aşağı çığırına birkaç km. uzaklıkta, deniz seviyesinden 320 m. yükseklikte, büyük bölümü lös toprakları üzerinde kurulmuştur.
Semerkand, yüzyıllarca gezginlerin hayal gücünü harekete geçirmiş, “dünyanın güneşe dönük en güzel yüzü” olarak anlatılagelmiştir.16 Tarih öncesi zamanlardan beri, Semerkand’ın kıyısında kurulu olduğu Zerafşan Irmağı’nın vadisinde insanlar yaşayagelmiştir. Mitolojiye göre, kent, M.Ö. 5. yüzyılda Sogd Kralı Afrasyab tarafından kurulmuştur.
Bugün Afrasyab’ı örten toprak yığınları henüz tamamen kazılmamışsa da, oradaki müzede bulunan bazı nesneler, Afrasyab’a 2500 yıl öncesinde bile neden “Yeryüzü’nün Merkezi ve Dünyanın Pırıltılı Zirvesi” denildiğini göstermektedir.17 M.Ö. 329’da Büyük İskender’in işgaline uğrayan Semerkand, M.S. 6. yüzyılda Orta Asya Türklerinin, 8. yüzyılda Müslüman Arapların egemenliği altına girmiştir. İslam devrinde şehir en parlak dönemini yaşamıştır.
O dönemlerde Semerkand, Türkistan’ın en büyük yerleşim birimidir. Bu büyüklüğünü, coğrafi konumunun elverişli olmasına, verimli topraklara sahip olmasına ve ticaret yollarının kesişme noktasında yer almasına borçludur. Cengiz Han’ın istilasından önce şehirde 100 bin aile yaşamaktaydı. Buna göre de Semerkand’ın nüfusunun 500 ile 600 bin dolayında olduğu söylenebilir. Moğol Hükümdarı Cengiz Han, 1220 yılında şehri yerle bir etmiştir.
1365’te Timur bu kenti, devletinin başkenti yapmıştır. Semerkand’da çok sayıda tarihi eser bulunmaktadır. Medreseler, türbeler, külliyeler ve camiler şehrin her tarafına yayılmıştır. 1437’de Uluğ Bey tarafından yaptırılan ve kalıntıları 1908’de ortaya çıkartılan gözlemevi, Semerkand’ın geçmişte büyük bir bilim ve teknik şehri olduğunu ortaya koymaktadır. Semerkand, Orta Asya’da gerçek bir İslam medeniyetinin müzesi gibidir.
Ne var ki, Semerkand şehri, 1964’te büyük bir su baskınına uğramış, baskında çok sayıda bina yıkılmıştır. Yıkılan şehir, günümüz mimarisine uygun bir şekilde yeniden inşa edilmiştir. Bu nedenle tarihi yapılar dışında, 1964 yılı öncesine dayanan pek fazla bir yapıya rastlanmaz. Semerkand’da Kumlu Meydan (Registan Meydanı) ve Medreseler, şehrin birer simgesi halindedir. Bu meydanda 15 ve 17. asırlar arasında yapılmış üç önemli medrese vardır. Bunlardan ilki 1417-1428 yıllarında yapılan Timur’un torunu Uluğ Bey Medresesi’dir.
Zerefşan Irmağı’nın Kızılkum Çölü’nde yer alan Buhara şehrinin M.S. I. yüzyılda kurulduğu tahmin edilmektedir. 907’de Müslüman Araplar tarafından fethedilen Buhara şehri, Orta Asya’da Semerkand ile birlikte, önemli bir kültür, sanat ve ticaret merkezi olmuştur. Daha sonra Semerkand gibi çeşitli işgallere ve yıkımlara maruz kalmıştır. Ancak şehrin planı çok az değişmiştir. 10. yüzyılda, Buhara en parlak dönemini yaşamıştır.
O dönemde şehir, çok geniş bir sur içindeydi ve 11 kapısı vardı. Çok geniş ve taş ile döşemeli sokakları, muntazam ev ve köşkleri ile dikkat çekerdi. Ortaçağ’da Buhara, 360 cami ve 113 medresesiyle Müslümanlar için Mekke’den sonra ikinci İslami öğrenim merkeziydi.20 16. yüzyılda Özbek kökenli olan Şeybanilerin eline geçmiş ve Buhara Hanlığı’nın başkenti olmuştur.
Özbekistan’ın diğer iki önemli tarihi şehri, Semerkand ile Buhara’dır. Orta Asya’nın en eski kentlerinden biri olan Semerkand’ın kuruluşu M.Ö. 400 yılına kadar (adı Marakanda) uzanır. Semerkand, Zerafşan Irmağı’nın aşağı çığırına birkaç km. uzaklıkta, deniz seviyesinden 320 m. yükseklikte, büyük bölümü lös toprakları üzerinde kurulmuştur.
Semerkand, yüzyıllarca gezginlerin hayal gücünü harekete geçirmiş, “dünyanın güneşe dönük en güzel yüzü” olarak anlatılagelmiştir.16 Tarih öncesi zamanlardan beri, Semerkand’ın kıyısında kurulu olduğu Zerafşan Irmağı’nın vadisinde insanlar yaşayagelmiştir. Mitolojiye göre, kent, M.Ö. 5. yüzyılda Sogd Kralı Afrasyab tarafından kurulmuştur.
Bugün Afrasyab’ı örten toprak yığınları henüz tamamen kazılmamışsa da, oradaki müzede bulunan bazı nesneler, Afrasyab’a 2500 yıl öncesinde bile neden “Yeryüzü’nün Merkezi ve Dünyanın Pırıltılı Zirvesi” denildiğini göstermektedir.17 M.Ö. 329’da Büyük İskender’in işgaline uğrayan Semerkand, M.S. 6. yüzyılda Orta Asya Türklerinin, 8. yüzyılda Müslüman Arapların egemenliği altına girmiştir. İslam devrinde şehir en parlak dönemini yaşamıştır.
O dönemlerde Semerkand, Türkistan’ın en büyük yerleşim birimidir. Bu büyüklüğünü, coğrafi konumunun elverişli olmasına, verimli topraklara sahip olmasına ve ticaret yollarının kesişme noktasında yer almasına borçludur. Cengiz Han’ın istilasından önce şehirde 100 bin aile yaşamaktaydı. Buna göre de Semerkand’ın nüfusunun 500 ile 600 bin dolayında olduğu söylenebilir. Moğol Hükümdarı Cengiz Han, 1220 yılında şehri yerle bir etmiştir.
1365’te Timur bu kenti, devletinin başkenti yapmıştır. Semerkand’da çok sayıda tarihi eser bulunmaktadır. Medreseler, türbeler, külliyeler ve camiler şehrin her tarafına yayılmıştır. 1437’de Uluğ Bey tarafından yaptırılan ve kalıntıları 1908’de ortaya çıkartılan gözlemevi, Semerkand’ın geçmişte büyük bir bilim ve teknik şehri olduğunu ortaya koymaktadır. Semerkand, Orta Asya’da gerçek bir İslam medeniyetinin müzesi gibidir.
Ne var ki, Semerkand şehri, 1964’te büyük bir su baskınına uğramış, baskında çok sayıda bina yıkılmıştır. Yıkılan şehir, günümüz mimarisine uygun bir şekilde yeniden inşa edilmiştir. Bu nedenle tarihi yapılar dışında, 1964 yılı öncesine dayanan pek fazla bir yapıya rastlanmaz. Semerkand’da Kumlu Meydan (Registan Meydanı) ve Medreseler, şehrin birer simgesi halindedir. Bu meydanda 15 ve 17. asırlar arasında yapılmış üç önemli medrese vardır. Bunlardan ilki 1417-1428 yıllarında yapılan Timur’un torunu Uluğ Bey Medresesi’dir.
Zerefşan Irmağı’nın Kızılkum Çölü’nde yer alan Buhara şehrinin M.S. I. yüzyılda kurulduğu tahmin edilmektedir. 907’de Müslüman Araplar tarafından fethedilen Buhara şehri, Orta Asya’da Semerkand ile birlikte, önemli bir kültür, sanat ve ticaret merkezi olmuştur. Daha sonra Semerkand gibi çeşitli işgallere ve yıkımlara maruz kalmıştır. Ancak şehrin planı çok az değişmiştir. 10. yüzyılda, Buhara en parlak dönemini yaşamıştır.
O dönemde şehir, çok geniş bir sur içindeydi ve 11 kapısı vardı. Çok geniş ve taş ile döşemeli sokakları, muntazam ev ve köşkleri ile dikkat çekerdi. Ortaçağ’da Buhara, 360 cami ve 113 medresesiyle Müslümanlar için Mekke’den sonra ikinci İslami öğrenim merkeziydi.20 16. yüzyılda Özbek kökenli olan Şeybanilerin eline geçmiş ve Buhara Hanlığı’nın başkenti olmuştur.
Şehrin göbeğini oluşturan eski kent, camiler, medreseler, türbeler, çarşılar ve düz damlı kerpiç evleriyle tanınır. Buhara Kalesi de önemli bir yapıdır. Miri Arap Medresesi, çevresi parke taşlarıyla süslenmiş geniş bir avlu içinde, 288 kubbeyle örtülü birkaç katlı galerileriyle dikkat çekmektedir.
Fergana vadisinin batısında yer alan Hokand, 10. yüzyılda Havakend adıyla kurulmuştur. Doğu Türkistan ve oradan Çin’e ve Hindistan’a giden önemli kervan yolları üzerinde kurulmuş olan kent, 13. yüzyılda Moğol akınları sonucunda yerle bir edilmiştir. Hokand Hanlığı tarafından 1732’de inşa edilen bir kalenin çevresinde hızla gelişen Hokand, 1740’ta aynı hanlığın başkenti olmuştur. Hanlık döneminde önemli bir ticaret merkezi olan Hokand, 300’ü aşan camileri ve medreseleriyle, Orta Asya Müslüman dünyasının önemli bir dini kenti merkezi konumunu üstlenmiştir.
Görüldüğü üzere, çok eskilere dayanan, son derece gelişmiş bir kültür ve tarihi zenginliğe sahip olan Özbekler, Moğol İmparatorluğu’ndaki Türk kabilelerinin bir karışımından doğmuştur. Tarihte Özbek adına ilk kez 13. yüzyıl sonunda rastlanılmaktadır. Cengiz Han’ın kurduğu Moğol İmparatorluğu’nun Altınordu Devleti’ne mensup Türk kökenli boylardan biri Fergana vadisindeki Türklerle birleşerek bu tarihten sonra Özbek Han’ın adıyla (1282-1342) anılagelen Özbek devleti’ni kurmuşlardır.
Diğer Orta Asya milletleri gibi uzun süre Moğol İmparatorluğu’nun egemenliği altında yaşayan Özbeklerin, tarihte siyasi bir güç olarak yükselmeleri daha sonraki yüzyıllarda gerçekleşmiştir. Ebu’l Hayr Han’ın liderliğinde 1428 yılında bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir. Timurlu prenslerin taht kavgalarından istifade eden Ebu’l Hayr Han, Ebu Sa’id’e yardım ederek 1451’e kadar Türkistan’ın yarısına hakim olmayı başarmıştır. Fakat, Özbeklerin gösterdiği bu başarı, kuvvetli moğol kabilelerinden Kalmuklar ile Oyratların dikkatini çekmiş ve onları kıskançlığa sevk etmiştir.
1456’da Kalmukların, bir sene sonra da Oyratların hücumlarına uğrayan Özbek Türkleri büyük zayiatlar vermişlerdir. 1468’de Moğollarla yaptığı harbi kaybeden Ebu’l Hayr Han ölünce yerine oğlu Şah-Budak Han geçmiştir. Şah-Budak Han’ın bütün gayretlerine rağmen içinde bulundukları durumdan bir türlü kurtulamayan Özbeklerin kaderi o devrin büyük alimlerinden biri olan Mevlana Muhammed Hitayi’den feyz almış olan Şah-Budak’ın oğlu Muhammed Şeybani’nin Buhara’dan dönmesi ile değişmiştir.
Komşularının bir ara iç mücadelelerle meşgul olmalarından istifade eden Muhammed Şeybani Han (1500-1510), Özbekleri yeniden toparlamış ve Maveraünnehir’in kuzey kesimini kontrolüne almaya muvaffak olmuştur. Bir müddet sonra Timurlulardan Babür Şah’ın (1504-1530) kuvvetlerini de yenen Muhammed Şeybani Han 1500 senesinde hükümdarlığını ilan etmiştir. Özbek Türklerinin 16. asrın başlarında Timurluların hakimiyetini ortadan kaldırarak Türkistan’a hakim olmaları, Türk tarihinde yeni bir dönemin başlangıcı olmuştur. Özbekler, çok kısa bir süre içerisinde hakimiyetlerini bütün Orta Asya’ya yayarak büyük bir kuvvet haline gelmişlerdir.
Osmanlı İmparatorluğu ile ilk ilişkileri, Safevi Devleti’ne karşı savaşırlarken 16. yüzyılın başlarında gerçekleşmiştir. Osmanlılardan harp malzemesi ve askeri yardım almışlardır.25 Fakat Özbekler, Şah İsmail ve Babür Şah’ın istilasından sonra aralarındaki bölünmeleri engelleyemediler ve küçük devletlere bölündüler.
Buhara Emirliği, Hokand ve Hive Hanlıklarının hükümranlığındaki bölgeler bugünkü Tacikistan ve Özbekistan’ı hemen hemen tümüyle, Kırgızistan’ın ise bir kısmını kapsayacak şekilde 19. yüzyılın başında, yani Çarlık Rusyası’nın hakimiyetine girmeden önce bir çatışma alanı haline gelmiştir. Bölünmeler ve sürekli çatışmalar dolayısıyla 1865’te Hokand, 1868’de Buhara ve 1873’te Hive hanlıkları kolayca Rus kuvvetleri tarafından işgal edilmiştir.
Ekim 1917’deki Şubat Devrimi’nden sonra Mustafa Çokayoğlu’nun Hokand’da Türkistan Özerk Hükümeti altında kurmaya çalıştığı birlik, Bolşeviklere karşı fazla direnememiş ve Bolşevikler Taşkent’te ve sonunda bütün Türkistan’da Sovyet gücünü tesis etmişlerdir. Ekim Devrimi’nin sonrasında 1918’de bu coğrafyada Sovyet yönetimi altında ve Rusya Federe Cumhuriyeti’ne bağlı olarak kurulan ilk siyasi birimlerden biri olan Türkistan Özerk Sovyet Cumhuriyeti kurulmuştur.
Daha sonraları, Özbekistan SSCB olarak Ekim 1924’te eski Türkistan’ın dahil olduğu topraklarda federal bir yapı içerisinde yeniden örgütlenmiştir. Mayıs 1925’te SSCB’nin kurucu cumhuriyetlerinden birisi olmuştur.26 İlk Özbekistan sınırları içerisinde Buhara ve Hive Hanlıklarının Buhara ve Hive kent ve çevreleriyle Türkistan Valiliği’nin Amu-Derya, Sir Derya, Semerkand, Fergana yöreleri ve Tacik Özerk Cumhuriyeti yer almaktaydı.
Daha sonraları, 1929’da Tacikistan birlik cumhuriyeti statüsüne yükseltilerek Özbekistan’dan ayrılacaktır. Buna karşın, önce Kazakistan daha sonra da Rusya içerisinde özerk bölge olarak yer alan Karakalpak yöresi de 1936’da özerk cumhuriyet olarak 1936’da Özbekistan’a dahil olmuştur.27 Moskova’daki başarısız darbe girişiminin ardından Özbekistan 31 Ağustos 1991’de bağımsızlığını ilan etmiştir.